25 Temmuz 2014 Cuma

Yar gider ben giderim* / vol. 1


Yayınımıza "orijinalinden daha güzel olan coverlar" listesinin güzide üyelerinden biriyle devam ediyoruz...

* * *
Islık sesine karşı zaafımız var, doğrudur. En kasvetli ortamları bile rengarenk çiçeklendirir.
Madem ortalık çok karardı, biz de bir ıslık tutturalım / ıslığa tutunalım, yola koyulalım.

Eller cepte. Kimseyi takmıyoruz. Tehdit ediyorlarmış, etsinler. Kimseden korktuğumuz filan yok. Kulağımızda bu şarkı. Islıkla eşik ediyoruz. Burnumuzda birazdan başlayacak olan yağmurun kokusu. Aklımızda, içimizi coşkun bir çağlayana çeviren'in sözleri. Onun peşine takılmış yürüyor gibiyiz. Gibi değil, basbayağı yola düşmüş yürüyoruz yahu! Yok yok yürümüyor, koşuyoruz doludizgin...

Şimdi söyleyin bizi kim tutabilecek?
Hadi bakalım...

Triggerfinger - I Follow Rivers
video


* "Yar gider ben giderim / Düşmüşüm gölgesine" Dersim Dört Dağ İçinde türküsünden.

24 Temmuz 2014 Perşembe

Dünya, evin önünde


Nicedir çay şarkısı paylaşmamışız. Sıradaki şarkıya, çay içme planı üzerinden yaptığımız bir diyalog eşlik etsin.

* * * 
Üsküdar'ı sel aldığı günlerdi. Dolmuşlar vapurlara taş çıkartır olmuştu. Biz de Sayın Muhalif'le yakın zamanda yaptığı Güneydoğu seyahati hakkında yazışıyorduk. 

"5 dakikasında bile sıkılmadığım bir 4 gündü" dedi, "İyi ki gitmişim. Dinlemek istersen anlatırım tabii de uzun uzun yazmayayım. Çay may da içeriz hem. Bu hafta hava muhalefeti nedeniyle net gün söyleyemiyorum. Üsküdar kıyısında deniz ve kara trafiği karışmış duyduğumuza göre. Seni tehlikeye atmayalım."

"Dolmuşla karşıya geçerim diye düşünmüştüm ben..." diye cevapladım. Esprisine böyle karşılık vererek aklım sıra durumu 1-1 yapacaktım.

Bana ne dese beğenirsiniz?

"Üsküdar-Eminönü dolmuş hattı. Kulağa da hoş geliyor aslında. Kız Kulesi'ne gelince, müsait bi yerde inebilir de insan..."

Yok Öyle Kararlı Şeyler - Evde Ekmek Yok
video

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Ol saltanâtın yeller eser şimdi yerinde *


Emine teyze Kastamonu-Tosyalı. İstanbul'un en kalabalık ilçesinde, gürültülü bir sokakta, bir apartman dairesinde oturuyor. Önceki akşam Mersin'in Mut ilçesinden bir yörük kızıyla tanışmış. Bu yörük kızı, ailesinin hâlâ çadırda göçebe olarak yaşadığını söyleyince nicedir anmadığı çocukluğuna gidivermiş Emine teyze. Bana bunları anlatırken önce gözleri daldı, sonra kendi kendine sayıklar gibi şu sözler döküldü ağzından:
"Ben küçükken babamın 250 kadar koyunu vardı. Yazları yaylada çadırda yaşardık. Yaz sıcağı nedir bilmezdik. Yaylaya gittiğimizde çadırı kurarken çok özenirdik, babam gelecek ya. Halbuki ne gerek var değil mi? Çobandı babam. Ama özenirdik işte, babamızdı çünkü... Annem toprağı sulardı önce, toprak sertleşirdi. Sonra topladığımız gürgen fidanlarının dallarını desenli desenli dizerdik. Üzerine kilimi sererdik. Kenarlarına da kilime uygun minderleri döşerdik. Önünde de ateş yakar, hemen çay demlerdik. Ne güzeldi o çadır. Yağmur yağdığında çadırın içinde sesini dinlemek... Toprağın o kokusu..."
Bir anda minicik bir köylü kızı oluvermişti. Sonra uzaklaşıp koşturmaya başladı yaylanın yeşilliğinde.
Ardında bir mısra...

"Ağlarım hâtıra geldikde gülüştüklerimiz" **


Esma Redžepova - Ciganka Je Malena
video




* Ziya Paşa
** Mâhir

15 Temmuz 2014 Salı

Azatsız köleyim bil ki sana ben



Yolda gidiyorduk.
Öfkeliydim. Kırgındım. Perişandım. Güçsüzdüm. Takatim kalmamıştı. Son günlerde yaşadıklarımı alıp nereye koyacağımı bilemez haldeydim. Tüm dağınıklığımı gösterdim ona. İçimi döktüm. Derdimi anlattım.

Dinledi. Sonra munis sesiyle şu beyti okudu:

"Ârifin gönlün Hüdâ gam-gîn eder, şâd eylemez
Bende-i makbûlünü mevlâsı âzâd eylemez"
*

Ayağıma dolanan tüm dağınıklıkları alıp da bir yere kaldırdı sanki.
"Hadi, artık yoluna devam edebilirsin." der gibiydi...


Sarah Winters - Swim Good
video


* Nâbî (Allah, arif olan kişinin gönlünü dertlere gark eder, mutlu etmez. Makbul köleyi efendisi azat etmek istemez.)

11 Temmuz 2014 Cuma

“Let him live...”


Olmalı. Sinemanın, hoşça vakit geçirmenin ötesinde bir anlamı olmalı.

Vakit israfına sebep olmamalı, o başat sorun, evet. Fakat asıl takıldığım konu başka. Görsellikte çok güçlü bir taraf var. Yıllar yıllar geçse de saçma sapan bir sahne, olmadık bir anda zihninize hücum edebiliyor. Eskiler bu hale "kalbî latîfelerin tahrifi" der. Ol sebepten, her önerilen filmi izlememek, her tavsiye edilen kitabı ve çok ama çok seçici olmak gerekiyor. Hayatımızın her anında olduğu gibi.

Tavsiye niyetiyle değil ama 'iyi ki izledim' dediğim için, bir filmden bahsetmek istiyorum: "The Fall/Düşüş"

"The Fall/Düşüş"ü izleme arzusu, ziyarete gittiğimde bu filmi izlerken bulduğum arkadaşlarımın yanına oturup son sahnelerine iştirak ederken içime düştü. "Bir gün mutlaka izlemeliyim" demiştim ama aradan da epey zaman geçmişti. Bu süre içinde Regina Spektor'un bir şarkısı, bana hissettirmeden, sessiz sedasız bu filmle özdeşleşivermişti. Hayır, filmin soundtrack'i filan da değildi. Kendi kendine gelin-güvey olmuştu işte. Nasıl olduğunu anlayamadım. Nihayet 'izleyeyim, olsun bitsin' dedim. Film başladığında ise, daha ilk sahneden şarkı beynimde tınlamaya başladı, git gide sesi yükselerek...

Bu masalın/filmin kaç senede, kaç ayrı ülkede çekilmesinden, gerçek mekanların kullanılmasından öte, beni sarsan başka bir yanı vardı. Ölmek ve yaşatmak için yapılan çırpınışların kavgası mı? Evet, belki film böyle özetlenebilir ama anlatamadığım başka bir şey var, bambaşka bir şey....

Son olarak, şarkıdaki "The desperate colors of fall" dizesinin filmin adıyla tevafuk ettiğini ise çok sonra gördüğümü belirtmek isterim. Şarkı, kendini filmle bağdaştırmakta haklı aslında. Evet, şarkıda da dendiği gibi; kimse kurtulmayacaksa, bir hikayenin ne kadar güzel ve kahramanca olduğunun bir önemi kalmıyor bazen. Belki de anlayamadığım ve anlatamadığım buydu. Bazen tâ içimizde bir ümitsizlik başını kaldırır ya hani, gemleri ele alır ve "It's my story!.." diye meydan okur. Sonra karşısına mavi gözlü masum bir ümit parıltısı çıkar, haykırır: "...Mine too!" Ve ağlamaya başlar: "Let him live... Let him live..."

Bırakalım yaşasınlar, bırakın yaşayalım, bırakalım yaşayalım.
Ayağa kalkalım artık...

Regina Spektor - The Sword & The Pen
video

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Bu yoksul günler için *



Yol aldığımı zannederken, içinde büyük kavisler çizerek başa döndüğüm bir çöle dönen dünyamın şarkısı olsun bu. Evet. "...Burası dünya, acının ucuna bucağına / varmanın yol haritası" *


Ahoar - Ouidad
video


* Çiğdem Sezer, "Sümbülteber"